1816 Yılında Ne Oldu da Yaz Mevsimi Yaşanmadı?

Geçmişte gezegenimiz birkaç kere soluk mavi noktadan soluk beyaz kar topuna dönüşürken, birkaç defa da bu dönüşümün kıyısından döndü. Bu olayların en bilindiklerinden biri ise 1816 yılında yaşandı. Yazsız Yıl, Yaz Yaşanmayan Yıl, Yazı Olmayan Yıl, Yoksulluk Yılı gibi isimlerle bilinen bu yılda özellikle Kuzey Yarımküre çok ciddi sorunlar yaşadı ve bir türlü Güneş yüzü göremedi.

Küresel çapta büyük isyanlara, gıda krizine ve genel anlamda kaosa neden olan bu yıl, bir takvim tarafından kazara da olsa doğru şekilde tahmin edilmişti. Gelin hep beraber o dönemde yaşanmış olan olaylara bakalım.

Küçük Buz Devri’ne hoş geldiniz!

Ağırlıkla 14. yüzyıldan 1850’lere kadar Dünya genel olarak serindi ve gittikçe de soğuyordu. Kuzey Avrupa’da ortalama sıcaklıklar 1 dereceye kadar düşmüştü. Bu süreçte yoğun yağış, düşük yaz sıcaklıkları gibi nedenlerden dolayı sıklıkla salgınlar ve kıtlıklar görülüyordu.

Başlı başına bir yazıyı hak eden bu olayla ilgili olarak bilmemiz gerekenler ise ilk olarak Atlantik Buzulları’nın büyüdüğü, 14. yüzyılda büyük kıtlık olaylarına sebebiyet verdiği, 1650’de kaydedilmiş en düşük sıcaklıklara yol açtığı ve 1550’de bütün buzulların genişlediği şeklindedir. Yani insanların yaşadığı pek çok coğrafya oldukça soğuk bir dönemden geçerken üstüne gelen volkanik faaliyetler daha da kötü zamanların habercisi olmuştu.

İlk Önemli Patlama: 1814 Mayon Patlaması

Şimdi bir koca yıl boyunca yaz olmaması öyle kolay bir şey değil elbette. Bunun arkasında büyük doğa olayları olması kaçınılmaz. 1816 yılındaki vakada da sebepleri bulmak için birkaç yıl öncesine bakmak gerekiyor. Bu süreçte ise karşımıza bolca volkanik faaliyet çıkıyor.

Yaz aylarında hava sıcaklığının düşmesi için bir yerin güneş ışıklarından yeterince faydalanamaması gerekir. Bu durum da genellikle büyük volkanik faaliyetler sonucu gökyüzünün külle ve parçacıklarla dolması halinde ortaya çıkar. Yazsız Yıl öncesinde de bir dizi seri volkanik faaliyet gerçekleşiyor. Bunların arasında en önemlilerinden biri, 1814 yılında Filipinler’de gerçekleşen Mayon Yanardağı patlaması. Mayon’un atmosfere yaydığı bol miktarda parçacık aslında Yazsız Yıl’ı tek başına ortaya çıkaracak güçte değil ancak arkasından gelecek patlamayla güçleri birleştiğinde çok büyük etki yaratıyor. Zamanı bir yıl kadar ileri saralım şimdi.

1815: Bilinen En Büyük Yanardağ Patlamasıyla Tambora Patlıyor

Depremlerin etkilerini anlamak için kullandığımız Richter Ölçeği benzeri bir ölçek de VEI (Volkanik Patlama İndeksi) adıyla kullanılıyor. Bu ölçeğe göre bugüne kadar doğrulanmış en büyük yanardağ patlamalası 1815 yılında, Endonezya takımadalarından biri olan Sumbawa adasında gerçekleşti.

Tambora Yanardağı’nda patlamalar 5 Nisan’da başlarken 10 Nisan, volkanik faaliyetlerin zirveye ulaştığı ve patlamaların binlerce kilometre mesafeden duyulduğu bir gün oldu. Patlamadan önce yaklaşık 4300 metre yüksekliğe sahip olan dağ, 2851 metreye düştü. Patlamaların tamamen durması temmuz ayını, duman çıkışının bitişi ise ağustos ayını buldu.

Patlamanın bir başka önemli yanı ise tam 43 kilometre yükseğe ulaşan patlamanın statosfere ulaşması oldu. Hafif olan kül ve parçacıklar, birkaç ay ile birkaç yıl arasında değişen sürelerce atmosferde kaldı ve hava akımlarıyla sürüklendi.

Gelelim Yazsız Yıl’a…

Tarihçi John D. Post’un “Batı dünyasındaki son büyük geçim krizi” dediği Yazsız Yıl, bütün bu felaketlerin ardından geldi. Pek çok araştırmaya göre bu durumun nedeni ise yukarıdaki doğal afetlerdi. Sürecin tam da Küçük Buzul Çağı sonuna gelmiş olması durumun vahametini daha da arttırdı.

ABD’nin doğusu kısmen kalıcı bir sis tabakası ile kaplandı. Bu sis tabakası yüzünden gökyüzünün, tıpkı felaket filmelerinde olduğu gibi kızıl bir renk aldığı kayıtlara geçti. Kuzey Amerika’nın zaten tarım cenneti diyemeyeceğimiz kuzey kısımları ve yüksek rakımlı bölgeleri sıcaklık düşüşünden en dramatik şekilde etkilenen yerler oldu. Mayıs ayında başlayan don yüzünden pek çok mahsül tarlada öldü. 6 Haziran’da New York ve çevre şehirlerde kar yağışı gerçekleşti. Temmuz ve Ağustos ayında çeşitli bölgelerde don olayları gerçekleşti, göller ve nehirler dondu.

Avrupa’da da durum farklı olmadı

Yaz olmaması özellikle Britanya’da büyük sorunlara neden oldu. İrlanda ve İngiltere büyük bir kıtlıkla karşı karşıya geldi. Galli aileler, uzun yolları aşarak yiyecek dilenmek veya başka yerlere sığınmak zorunda kaldı. Kıta Avrupa’da, özellikle Almanya’da gıda fiyatları çok hızlı yükseldi. Kundaklama ve yağmalama olayları çok sık görülmeye başladı. Pek çok yerde göller ve nehirler dondu.

Dengesiz yağışlar nedeniyle pek çok bölgede sel baskınları da görüldü. Nehirlerin yakınına kurulmuş tarlalarda kalan gıdayı da bu sel baskınları yok etti. Macaristan’da kahverengi, İtalya’nın kuzeyinde ve Orta Avrupa’da kırmızımsı renkli kar yağışı görüldü. Zaten Napolyon’un uzun savaşlar serisinde tarım arazilerinin önemli kısmını yaktığı Avrupa’da bir de yazsız yıl gelince yaşanan kıtlık, sonraki dönemlerde yeterli besin alamamış insanların hastalıklara yakalanmasına ve salgınlarda yüz binlerce insanın ölmesine neden oldu.

Asya da yazsız yıldan etkilendi

Elbette ki Asya da Yazsız Yıl yüzünden pek çok sorunla karşı karşıya kaldı. Çin’in özellikle kuzey bölgelerinde ağaçlar, mahsüller dondu ve hatta Asya mandalarından oluşan sürüler helak oldu. Taşkınlar yüzünden kalan bitkiler de ya öldü ya da mahsül veremedi. Pek çok yerde büyük sel felaketleri görüldü.

Oluşan nemli ortam ve gıda kıtlığı hastalıkların da kol gezmesine neden oldu. Bengal’de Ganj bölgesinde ortaya çıkan kolera, Moskova’ya kadar yayılan bir salgına dönüştü. Yeni bir kıtlıktan çıkmış olan Japonya da büyük zorluklar çekmesine rağmen daha tutumlu bir politikaya geçmiş olmaları sayesinde görece daha az zararla Yazsız Yıl’dan çıkmasını bildi.

Yazsız Kış’ı önceden tahmin eden bir takvim de vardı

1792 yılında Robert B. Thomas, çiftçilerin kullanması amacıyla bir almanak yazmaya başlamıştı. Old Farmer’s Almanac adı verilen bu güzide takvim oldukça popüler olmuştu. Üstünde bizim takvimlerdeki “Kocakarı fırtınası, 1. Cemre düşmesi” gibi bilgilerin bulunduğu bu takvim, tarımla uğraşanların başucu eserleri arasında yer alıyordu.

Oldukça yüksek doğruluğa sahip bu takvim için Thomas’ın gizli bir formulü vardı. Bu formül de o zamana kadar kaydedilen sıcaklıkların ve hava olaylarının incelenmesine dayanıyordu. 1815 yılında da aynı formülle 1816 yılının takvimi kaleme alındı. Uzun süre boyunca insanların en önemli hava durumu tahmin aracı olan takvim piyasaya çıktığında büyük bir şok yarattı. Takvime göre 1816 yılında haziran ve temmuzda kar yağacaktı. Rakip firmaların alay konusu ettiği bu tahminlerin nedeni ise matbaa hatasıydı: Temmuz-Ağustos yerine de Ocak-Şubat tahminleri yazılmıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.