Biz Kendimizden Kaçabilir miyiz Anne?

Bambi… İlk çocuk kitabımdı. Ormanın güzelliği, parlayan güneş, pofuduk tavşanlar, bir yavru ceylan ve annesi… En az Ayşegül serileri gibi büyüleyiciydi resimleri. Ne yazık ki yürekleri dağlayan hüzünlü hikayesini de unutmuyorum. Aslan Baba harpte vurulmuş şarkısında da ağlayan ben için Bambi’yi unutmak da pek benlik bir davranış olmazdı zaten.

Anne kız ilişkisi dünyadaki en özel ilişkilerden birisi değil midir?

Bir anne-kız birbirinin sırdaşıdır, yoldaşıdır, en yakın arkadaşıdır. Birbirinde huzur bulduğu yerdir ve hatta güvenli bağlanmanın temellerini bile birlikte atarlar. Son günlerde Netflix’te yayınlanan “Biz Kimden Kaçıyoruz Anne?” dizisinde de bir anne kız ilişkisi izliyoruz ancak öyle böyle bir ilişki değil; hastalıklı, saplantılı ve ölümüne bir sevgi. Yavrusuna zarar veren herkesi yakıp yıkan öldüren bir anne…

Dizi boyunca ne annenin (Melisa Sözen’in canlandırdığı karakter) ne de Bambi’nin (Eylül Tumbar) adını bilemiyoruz. Ancak adını bile öğrenemediğiniz bu karakterlerle öyle bağ kuruyorsunuz ki bir seri katili sevebileceğinize bile inanamıyorsunuz. Üniversitedeyken büyük bir heyecanla izlediğim Dexter gibi. Haklı bir nedeni olduğunu düşündüğünde seyirci katili seviyor ve onunla özdeşleşiyor. 

Aslında dizi her ne kadar cinayetlerle dolu olsa da senaristin odaklandığı konunun bu olduğunu düşünmüyorum. Senarist cinayetlere odaklanmak yerine, travmatik ve ağır bir psikiyatrik hasta olan annenin kızının üzerinde nasıl baskı kurabileceğini, onu dünyadan izole ederek nasıl kontrol altında tutabileceğine yönelik geliştirdiği yanlış inançlarına odaklanmak istemiş. Bu anne-kızın travmatik bağlarını irdelemek ve annenin yarasını kaşıyarak bu acıyı kızını kontrol edebilmek için nasıl kullandığını ortaya sermek istemiş. 

Peki bir anne kendi öz anne babasını öldürecek kadar nasıl sevebilir yavrusunu? Bu yüzden senelerce şehirden şehre kaçmış ne kendisine ne de yavrusuna yer edinememiş, aslında kendisinden kaçamamış bir karakter Bambi’nin annesi. 

Dizide Melisa Sözen’in (Bambi’nin annesinin) çocukluk yılları ele alınırken narsist bir anne ve nispeten onu sevmeye çalışan sevgisiz bir anne baba elinde büyüdüğünü görüyoruz. Narsistik aile sisteminde; en az bir birincil bakıcının narsist olduğu ve aile üyelerinin konuşulmayan ancak kesin olarak tanımlanmış roller oynadığı işlevsiz aile birimleridir.

Böyle bir sistemde,

• Diğer aile üyelerine açık veya gizli yollarla hükmeden ve herkesin körü körüne övgü ve itaatini bekleyen bir narsist (burada dizideki Başak Daşman – Buzlar Kraliçesi)

• Narsistin tarafını tutan ve statüyü koruyan ve kolaylaştırıcı ebeveyn (Melisa Sözen’in babası)

• Narsistin idealize edilmiş ve öz imajını yansıtan altın bir çocuk 

• Ailenin “sorunlu çocuğu” olarak belirlenen evin günah keçisi ya da yüz karası (işte Bambi’mizin annesi)

Narsist aile sisteminde oyuncu sayısı ya da evin üyeleri diyelim farklı sayılarda olabilir ancak temel yapı genellikle aynıdır. Narsist piramidin tepesindedir, kuralları dikte eder ve herkesi hizada tutmak için duygusal olarak manipülatif taktikler kullanır. Bu anlamda narsistin eşi veya partneri de dahil olmak üzere ailedeki herkes narsist için rehindir. Her narsistin eşi arabuluculuk yapamayabilir ancak böyle davrananların fazlasıyla nedenleri vardır.

1. Travma Bağı: İstismar döngüsü bir travma bağı yaratır, bu nedenle arabulucu ebeveyn başka bir tartışma ya da kavgadan kaçındığı için narsisti memnun etmeye şartlanır. Dizide sistem içinde yer alan baba karısıyla arası iyi olsun diye tabiri caizse kızını kurdun önüne atıyor. 

2. Beyin Yıkama: Narsistler iyi birer gastlighting ustasıdırlar bu nedenle arabulucu ebeveynlerin beyni yıkanır. Örneğin, bir narsist, genellikle ailenin tüm sorunlarının kaynağı olarak günah keçisi ilan edilmiş çocuk olduğunu söylüyorsa ailedeki herkes bu söylentiye bir süre sonra inanır ve onu pekiştirir.

3. Korku Salmak: Narsistler, diğer insanları kontrol etmek için korkuyu nasıl kullanacaklarını iyi bilirler. Tipik bir narsist aile sisteminde reddedilme, cezalandırılma, azarlanma veya alay edilme korkusu her zaman vardır tıpkı saldırmaya hazır görünmez canavar gibi. Dizide genç Melisa Sözen’in köpeğini korumak için narsist annesine ilk karşı duruşunun bedelinin köpeğinin ölümüne neden olması gibi.

4. Öğrenilmiş Çaresizlik: Yukarıda da bahsettiğim gibi narsistle oyun oynanmayacağını öğrenen baba evladını korumak yerine itaat etmeyi tercih eder. Pasif rolü devam ettirir. 

5. Aşk: Aşkın gözü kördür derler nitekim son derece doğru bir sözdür. Arabulucu ebeveyn eğer narsist bir kadına aşıksa ki bu ilişki erkeği son derece yücelten onore eden biçimde başlamışsa, yaşlandığında yalnız kalmaktan korkan erkek narsist partnerinin tüm eylemlerini kabul edecek ve gözü ondan başkasını görmeyecektir.

Narsistik istismarın sorumlusu anne mi baba mı?

Bu gibi durumlarda odak noktası genellikle narsist ebeveyn üzerinde olsa da bilindiği üzere tango için iki kişi gerekir. Gerçek şu ki bunların olmasına izin veren ebeveyn de masum değildir ve istismarın bir parçasıdır. Elbette geçmişin yükünü de taşımanın kimseye faydası yoktur. içimizdeki çocuğu iyileştirmek ona şefkat göstermek de bizim sorumluluğumuzdur.

Diziye dönecek olursak, yazar/senarist Perihan Mağden romanı ile ilgili verdiği bir söyleşide, “İnsanlar okuyunca ‘ben de yapardım’ diye hissetsinler istiyorum” demiş. Romanını okumadım ancak diziyi izleyen çoğu kişi anne öldüğünde derin bir ah çekiyorsa, yazar bunu başarmış demektir. 

Dizide emeği geçen herkesi kutluyorum. Side’de yaşayan biri olarak çekimlerin burada da yapılmış olması heyecan vericiydi.

Hepinize geçmişin yüklerinden kurtulabileceğiniz, kendinizden kaçmadığınız mutlu günler diliyorum.

Instagram

Facebook

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir